2 Haziran 2015 Yay Burcunda Dolunay; Bahçe Duvarýndan Aþmak
  


2 Haziran 2015 Yay Burcunda Dolunay; Bahçe Duvarından Aşmak

“…Beni kötü yakaladın haziran 
Gamlı, yıkık eylül sonuma 
Bir ilkyaz tazeliği getirdin 
Masmavi göğünle 
Cana can katan güneşinle 
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime 
Çiçekler açtı dokunduğun 
Çimler büyüdü yürüdüğün 
Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde 
Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi 
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından 
Dallarım yere değiyor 
Güneşi batmadan saçlarının 
Bir dolunay doğuyor bakışlarından 
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma 
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık 
Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan 
Ölebilirim artık 
Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse 
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma 
Baksana; parmak uçlarım ateş 
Lavlar fışkırıyor gözbebeklerimden 
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan 
Benimle meydan oku her çaresizliğe 
Benimle uyu, benimle uyan 
Birlikte varalım onüçüncü aylara 
Ben bir eylül, sen haziran…”


2 Haziran 2015 Tarihinde, TSİ 19.18’de İkizler/Yay aksında, 3.ev-9.ev temalarında, Utarit-Müşteri enstrümanlı,  Balık Neptün T-Kareli, Plüton-Uranüs, Merih-Müşteri-Neptün BEÞ NOKTA düzenli, yod’lu mod’lu, hem yakın, hem uzak çevremizle, her şeyin konuşmaya başladığı, beraber ve solo şarkılar eşliğinde, Yay Burcu 11°de bir dolunay yaşayacağız.


Gamdaki neşeyi, kendi kendimizin neşesini bulmayı, en kötümser anlarda birden gelen iyimserlik hallerini, tünelin sonundaki ışığı, çıkmaz sokakta birden beliren tali yolu, akışa bırakmayı, teslim oldum olacak olan olur demeyi, yükselen yaşam sevincini, yeniden başlamanın korkularından sıyrılıp, yepyeni maceralara yelken açacağımız yolculukları, cesaretimizi kazanacağımız deneyimleri, ezcümle yaşamak işte yaşamak, inadına bir gün daha fazla yaşamak hiç mi düşmanın yok diyeceğimiz bir dolunaya girmiş bulunmaktayız. E hayırlara karşı inşallah: )


Dolunayın gerçekleştiği derece, kartalın gözüne isabet etmiş, kartal en yükseklere çıkmış, her şeye hâkim, her şeyi daha net görmekte,  fotoğraf bir bütün artık, ışığın nereden geldiğini görüyor, ayrıntıları fark etmiş durumda, eksiği, zaafları, gücü, ustayı, çırağı, zorluğu, kolaylığı, hayatlarımızda bize engel olan, kendi elimize bırakılmış olanla yapacağımız, yapmayı düşlediklerimiz için kesin bir kararlılık havası oluşmuş durumda.


Yay Burcunda konaklayan Ay, dolunay fazıyla düşüncelerimizi genişletecektir. Kendimize sormaktan çekindiğimiz soruları bir cesaret sorgulamaya başlayacağızdır. Geçmiş deneyimlerimiz, çocukluk yıllarımızdan gelen Yay alanına ilişkin konular, şimdi bir birey olarak üzerimizde katkısı olan hafızamıza aldığımız, eğitim-genel kültür, örnek alınan insanlar, duruşumuza katkısı olanlar, duruşumuzu bozanlar, bizim bozulduğumuz alanlar,  gelecekte olmak istediğimiz konum, yüce ulvi bir amacı olan hedeflerimiz vb. konularda beyinle kalp arasında yoğun bir trafik akışında olacağızdır sanırım: )


Þu dönem kendimize en çok soracaklarımız;

“Bu hayatta benim amacım nedir?  Hedeflerim için hangi yol üzerinde yürüyorum. Elde etmek istediğim asıl olan nedir? Ne Elde etmek adına çalışıyorum? Þuana kadar yaptığım şeylerden memnun muyum? Kendimle gurur duyuyor muyum? Diğerleri bunun farkında mı, yeterince takdir görüyor, onurlandırılıyor muyum? İleride kendimi nerede görüyorum? Hedeflerim için yeterli donanıma, güce sahip miyim? Ne kadar istekliyim? Değişim yapmak için gereken cesaretim var mı? Bulunduğum yer ne kadar güvenli, beni ne kadar süre taşır? “

…gibilerinden sorular olabilir.


Yay Burcu, ahlakı, erdemleri, dini, maneviyatı, seyahatleri, eğitimi, basın yayın dünyasını, dini otoriteleri, hukukçuları, yabancısı olduğumuz insan ve kültürleri yönetir. Bu dolunay ile beraber gözlemcisi olduğumuz alanlarda, gözlem yapmayı bırakıp katılımcı olma yoluna gideceğimiz bir hareketlenme başlayabilir. Diğerlerinin başarı hikâyelerini okumak bizi başarılı kılmaz, harekete geçmek gerekir, Balık Burcunda seyreden Neptün ile oluşan T-Kare hayallerin kırılma noktası anlamına gelebilir. Ya bir vazgeçiş hali ya da hayalleri şöyle bir gözden geçirip, bahçe duvarından artık aşmanın zamanı geldiğine işaret edebilir. Vizyonumuz genişleyebilir, dünyaya baktığımız gözlüğümüzde bir netlik hali oluşabilir. Boşa savurduğumuz okların, bir bumerang gibi bize geri dönüşüne şahit olabiliriz, plansız programsız hedeflerimiz için, yayı iyi germeyi, hedefe odaklanmayı ve çokça antrenman yapmamız gerektiğini anlar, istiyorum demekle olmadığı gerçeğini görürsek, daha önce başarısızlıkla sonuçlanan denemelerimizin sonunda, hedeflerimizi bu defa on ikiden vurabiliriz sanırım. Zorlansak da, kararsızlık halimiz artsa da, yay dolunayı ile bahçe duvarının ötesini merak ediyorsak, ilk adımın duvardan aşmak olduğunu kabul eder, cesaretimizi toplar, hepimiz kendine göre olan hedefleri için yola çıkabilir sanırım.


T-Kare etkisindeki dolunay, Neptünyen yönlerimizi açığa çıkarabilir, bir tür kaçış hali, kendine acıma, kendini yetersiz görme duygularını körükleyebilir. Bu bir tuzaktır, kaçışlarımız umarım olumlu yönde olur, telafisi mümkün olmayan hatalar, dönüşü mümkün olmayan kaçışlar yapmayız.


Güneş-Ay-Utarit- Merih / Neptün arasındaki sert T- kare, Değişken burçlarda dünyaya gelenler için, bir sıçrama tahtası görevi üstlenebilir, neyi ne kadar istediğimizi-istemediğimizi fark edebilir, yepyeni bir sayfa açmak adına yaşamlarımızda harekete geçmemiz için dürtebilir. Bu elbette sancılı olacaktır, biraz mücadele, biraz sesimizi yükseltme, biraz kendimizi gösterme, bak ben buradayım, bunu istiyorum, bunun için bunları yaptım ve yapmaya devam ediyorum, artık top sende diyebiliriz. İstemediklerimiz içinse, bağımlılık bandajını kaldırıp, buraya kadar diyebilir kesin vedamızı yapabiliriz. Hayatlarımıza göre işte, bu dürtüler bu dolunayda biraz yoğunca olacak artık hangimize isabet etmiş, hangimiz düşüncelerine gelen bu etkileri işleyecekse. Genel hava bu durumda  : )


Gelelim Yod açı kalıbına, Plüton ile Müşteri birleşmeyen açıda, İkizlerden Merih-Utarit-Güneş, Koç’tan Uranüs, Balıktan Neptün, hepsi birbiriyle birkaç orb farkla bağlanmış durumda. Hayatlarımız için yeni düzenleme zamanına işaret ediyor. Utarit’in gerilediği şu dönemde, 11 Haziran sonrasında bu dolunayın da etkisiyle, 18 Haziranda gerçekleşecek İkizler Yeni Ayına doğru yukarıdaki soruların yanıtları netliğe kavuşacaktır… Þimdi zaman muhakeme zamanı, şimdi şuanda dolunayın büyüteciyle bir netlik var hoşuna gitse de gitmese de,  Hızlı akan bir zamanın içine gireceğiz, kararsızlık zamanı değil, durup bekleme zamanı hiç değil, şikâyet yok, suçu ona buna atmak yok,  memnun olmadığın, tatmin olmadığın, yıprandığın, yıpratıldığın,  hastalık haine gelmiş bağımlı ilişkilerin, talip olma cüretine girdiğin ama donanımın sıfır olduğu yönlerin için, harekete geçmen adına bir bahane – vesile olacaktır.


Velhasıl-ı kelâm; Bahçenin ötesini merak ediyorsan, bahçe duvarından aşmanın zamanı gelmiştir. İnsan deneyimleyerek öğreniyor, tecrübe ederek ustalaşıyor, her türlü hesaplamış olmana rağmen denedin ve başarısızlıkla sonuçlanmış ise deneme, denemelerindeki açığı görmüş isen,  aklın kaldı ise dene. Amma sorumluluğu al üzerine, ona buna danışma hayır mı şer mi diye, kendine ortak arama, şerle sonuçlanır ise seni dinledim oldu deme, asıl sen istiyorsan, hedefin ise, kârını zararını üstleneceksen,  aş o duvarı, ne bekliyorsun hadi durma: )


2.Bölüm


Evet, dağları, tepeleri, ırmakları, vadileri, düzleri, bahçe duvarlarını aştık geldik yılın ikinci yarısına,  daldan dala atladık kimi zaman, bazen ağaçların altında gölgelendik, üşüdüğümüz oldu bir zaman, sıcak iklimlere uğradık, her bir burç konağında, ayrı ayrı yerlerimize isabet eden olaylarla tazelendik, demlendik, zorlukta oldu kolaylıkta, ama işte bak geliverdik yılın ikinci yarısına. Hala buradayız, hala bu satırları okumaya devam ediyoruz ve hala yazmaya devam.

(aşağıdaki satırlarda, yukarıda bahsettiğim bahanelere dair aradığın pek olmayabilir, baştan şöyleyim, öznel düşüncelerim mevcuttur. Gözünü yorma es geçebilirsin: )


"ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, o’ndan en çok korkanınızdır. şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır." Hucurat-13 = Takvâ


O mankind! We have indeed created you from one man and one woman, and have made you into various nations and tribes so that you may know one another; indeed the more honourable among you, in the sight of Allah, is one who is more pious among you; indeed Allah is All Knowing, All Aware. (Piety is the basis of honour in Allah's sight.)


Sosyal hayattan yarı izole olan yaşamımda, insanı insandan, kültürel-sosyal-dini farklılıkları yüzünden ayırmam. Kimse seçim yaparak gelmiyor dünyaya, geliyorsa da hatırlayan yok, şehir efsanesi o hatırlamalar,  kimi yoksul bir ailede, kimi zengin, kimi Hristiyan, kimi Müslüman, kimi alevi, kimi sünni, kimi inançsız, kimi dindar, kimi elinde silah dağa çıkar, kimi elinde kalem okur-yazar,  hiç biri seçim yapmış değildir, doğdukları ortamın- kültürün gereğidir, sonrasında gelişir bu zemin üzerine olaylar.  Farklılıklarımız bir ego aracı olmamalıdır, bir kibire dönmemelidir, iblisin ateşi üstün görmesi, toprağı küçümsemesi gibi. İnsan doğasından gelen Habil ve Kabil'in akıttığı kan ile, burnuna kan kokusu gelen insan, hırslarını, kibirini yücelten insandan daha kör, daha sağır, daha ahmak, daha  aşağılık bir mahlûk ne olabilir.


Tabandan, tepeye kalabalık bir çevreye sahibim, kimi ateist, kimi dindar, kimi zengin, kimi yoksul, kimi iş bitiren, kimi sözü her yerde geçen, kimi kimsesiz, yalnızlığın en dibinde, kimi x partiden bakan-milletvekili, kimi sivil bir örgütün lideri, kimi sanatla meşgul, kimi gay, kimi beden işçisi, kimi âlim, kimi bir tarikatın postnişinde, kimi yazar-çizer, kimi ilkokuldan sonra okuyamamış, bunlar dünya kavramlarına göre anlatım etiketleri, çevremde biriktirdiğim bu farklı farklı uğraşları, kültürleri, sosyal konumları olan insanlar-güllerle, sohbete geçtiğimizde hepsinden soyunuyoruz, sadece insan olan kimliğimiz kalıyor ve bu yıllardır biriktirdiğim insanlarla bizi bağlayan tek ölçü merhamet, tek davranış ise, haddini bilmek ve edep.  İnsanı insandan ayırdığım tek yer, hayatıma aldığım-almadığım tek ölçüt ise, sıyrılınca dünya giysisinden, kalbinde merhamet yoksa ve haddini bilmiyor ise, edepsiz ise o vakit bir çizgi çekerim. Ama diğer farklılıklar adına had biliniyor ise, insanlığımızın önüne geçmiyor ise, asla…


Gelelim günümüze, yay dolunayında, Yay’ın temsili olan alanlar, farklı kültürler, inançlar, yabancılar, dünya görüşü, hayat felsefesi gibi benzer konularda derin tefekkürler içine girebiliyoruz.  İnsanı kimliği öyle bir kibire sürüklüyor ki, insanlıktan uzaklaştığını, çirkinleştiğini fark edemiyor. Kimsede haddi bilmek yok, bir seçim var önümüzde, Türk siyasi tarihinin aktörleri ve partizanları bu nasıl bir üsluptur bu denli çirkin olmaktalar. Ayırım yapmıyorum istisnalar var gözlemlediğim onların adı bende, çoğunluk adına yazıyorum, adam Türküm diyor ve bu Türk kimliği olmuş bir iblisin kibiri, Adam şu parti diyor o parti olmuş onun bir putu, ne kadar çirkin şeyler, iftiradan kaçınılmıyor, bel altı vurmalar, dinlemeler, kasetler, özel hayata çirkince dil uzatmalar. Bu mudur yani! Sonra gelsin Büyük Türkiye hayali, Yeni Osmanlı. Hayali.  Bir ülkeyi kalkındıran şeylerin başında karşılıklı saygı, edep ve cehaletle cehaletin her türüyle ortak mücadele gelir. Baştakiler öyle, halk öyle açıkçası tablo çirkin mi çirkin.


İnsanı tanımanın yolu, dünya seçimlerinde inandığı davalar için nasıl mücadele verdiği en kestirme yol olsa gerek. İnsandaki idealizm (yay) güdüleri, o insanın idealize ettiği şey için, insan mayasından ne kadar uzaklaştığı ne kadarını koruyabildiği karakterinin en gerçekçi montajsız fotoğrafıdır, başka referansa gerek duyulmaz bile. Karakterli insan, karakteriyle kan akıtmadan dünyayı fethedebilir, karaktersiz ise fethetse n’olur? Her anı öldürülme korkusuyla zindan olur.


Ortak bir yaşama geçtiğimizde, elbette karşılıklı bir fedakârlık, sivri yönlerimizde uyum, huzur için esneklik biraz aşağıya çekmek egomuzu gerekmekte. Farklılıklarımızla bir bütün olmuşuzdur, bu farklılıklar bir siyasi parti,  bir futbol takımı, bir mezhep, rengimiz, sosyal yaşam şartlarımız, bir dini olgu yüzünden büyük kavgalara dönüşmemeli diye düşünüyorum. Farklı sivri yönlerimiz için amenna birbirimizle iletişimle pekâlâ değişebiliriz, bunları dile getirebiliriz ama dünyanın izm ve ist kavramları için değişime zorlamanın adı, yakınlık, ilişki, dostluk, aile olmanın gereği değildir.


Bir arkadaşım anlattı, 15 yaşındaki yeğenini okula bırakmaya giderken yolda şöyle bir sohbet olmuş, amcası, kız yeğenine bazı nasihatlerde bulunmuş, biz Müslüman bir aileyiz, okulda davranışlarına dikkat et, erkeklerden uzak dur, başını ört vs. türünden hem dini vecibelere dair hem de kendi örflerine ahlak ölçülerine dair, kız çocuğunun yanıtı şu olmuş, teşekkür ederim amcacığım sözlerini dikkate alacağımı bil, fakat biz Müslümanız iyi güzel bana nasihatlerde bulundun peki sen niye farz olan 5 vakit namazını kılmıyorsun?


Tekfir modası oluştu son günlerde, insanların birbirini, mürted, kâfir ilan etmesi öyle basit, öyle kolay ki. O özgürlükler ülkesi USA. Da ırkçılığın tillahı yapılmakta, rengi yüzünden hala bazı kesimlerde, zenciler aşağılanmakta, yaşam alanları daraltılmakta, Kızılderililerin soykırımı ise unutulmuş durumda. Arakanlı bir halk, geçenlerde sırf inancı yüzünden dışlanıp, zorlanıp, umuda yolculuk için çıktığı yolda, günlerce okyanusun ortasında aç-bilâç bekledi, Endonezya-Malezya yetkilileri sahip çıktı kurtardı. Niçin bu eza-cefa, inançları yüzünden. Farklılıkları yüzünden. Aborjin yerlilerinin, İngilizler tarafından soykırıma uğratılması, erkeklerin hadım, kadınların kısırlaştırılması unutulmuş olmalı, Fransızların Cezayir soykırımı unutulmuş olmalı, Hepsi oysa dün gibi yakın tarihte gerçekleşen vakâlar.  Sözde geldiğimiz altın çağ kavramı var, nereye gelmek, gelsek gelsek en karanlık çağa gelmişizdir, popülerlik uğruna altın çağ kavramını kullanan isimler belki öyle hissediyorlar, onlar için altın çağ sözüm yok, büyükçe bir kesim için ise, asr vakti şu zaman, ikindi ile akşam arası, akşam vaktinin en kızılı bir çağ.


Muhakkak ki biz sizi korkuyla, açlıkla ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. O sabredenleri müjdele! Onlar ki, başlarına bir musibet geldiği zaman: “Biz Allah’a aitiz ve sonunda O’na döneceğiz.” derler. (Bakara 155-156)


Bir ayetin serinliği geçici olarak düşse de gönle,  gönül zorlanıyor katlanmakta haliyle.


Evet, Yay burcu bünyesinde bu kavramları barındırır, bu konular Yay’ın alanıdır. Yay’ın yaşam sahnesi olan 9.Ev alanı dünya ile kucaklaştığımız, at gözlüklerimizi çıkarıp attığımız, farklılıkları tanıdığımız, vizyonumuzun önündeki sis perdesini kaldırdığımız alandır. Yukarıdaki örnekler toplumsal idi, bireysel olarak da günlük yaşamımızda birbirimizden farklı olarak bir toplumu oluşturuyoruz, iş arkadaşlarımız, komşularımız, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, eşimiz, çocuklarımız, inançlarımız, zevk-beğenilerimiz, dünya görüşümüz, kavramlarla olan ilişkilerimiz farklı farklı, bu farklılıklar bir çatışma ortamına sürüklememeli diye düşünüyorum, zira herkes Bir olan Allah’ın yarattığı kul, tahammül edemiyorsak, kendimizinkiler doğru diğerleri yanlışta ise bize göre,  çatışma oluşacak ise, boş terbiyesiz bir dalaşma yerine ilişiği kesmek daha evladır. Fanatizm kibiri şahlandırır,  iblisin oyuncağı eder. Tabii ki Müslüman mahallesinde salyangoz satışına da müsaade edilemez, satışı yapanın saygısızlığıdır, bir art niyetin olduğu barizdir, nazik bir üslup ile satış bertaraf edilir. Domuz eti, mahallesine göre domuz reyonuna,  İslami usule göre kesilmiş dana eti, mahallesine göre et reyonuna. Müslüman mahallesindeki halka domuz eti yedireceğim diyemezsin! Dinler arası diyalog ise talihsiz bir projedir sadece. “Lekûm diynikûm ve liyye din.”


Ve Kur’an-ı Kerim’de soy ile ilgili ayetler vardır, insan kökü üzerinde büyür, soyu, babayı bilmenin önemine yer verilir, bu bir öğünme olarak değil, gelinen soyun, ahlaki-dini ve insanlık erdemlerine riayet eden bir soy olması, o zürriyetten gelen nesil için, bu soy üzerindeki layık kalmaya dikkat etme, o soyun insani asaletini yansıtan bir ayna olması, hâliyle toplumlara örnek olmasının koruyucu önemine dikkat çekilir. Burada Takva denilen, Allahtan layıkıyla korkan, toplumlara örnek olan, barışçıl, hakkaniyetli soyların önemine dikkat çekilir. Yani soy dediğinde, malın, mülkün, makamın, dünyada kalacak olanların çokluğunun önemine değil. (korku, sevgi ve saygıya dayalıdır, seven, yakınlığın lezzetini tadan tabii ki de kaybetmekten korkar, gereğini yapar), Soyla övünmek dil ile değil, hâl ile dilsiz şekilde, kendinden emin olunan, dürüst olan, güvenilir olan bir kök miras üzerinde övünçtür. Günümüz için anlayana. Soyu ile ırkı ile şovenist bir şekilde zehirlenen gençlere, 80’öncesinin mimarlarının yeniden harekete geçmek için hazırlandığı şu dönemde, bu mimarlara piyon olmak için yetiştirilen gençlere.  Bu konulardaki düşüncelerimin binde biridir aksettirdiğim, elbette açmam gereken yerler kalmıştır, hatta yanlış anlaşılan yerler de olabilir, görüşlerim beni bağlar, kimseyi zorla bağlamak haddim değil, böyle bir düşüncem de yok.


“Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da.” Mü’minun-101


“Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalnız senin için boyun eğen müslümanlar kıl, hem de soyumuzdan yalnız senin için boyun eğen müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarını göster, tevbemize rahmetle bakıver. Hiç şüphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensin.” Bakara-128


Sevgimle Kalın e’mi

Elif Hece Öztürk

30 Mayıs 2015- Spartalucia

Berat Gecemiz şimdiden kutlu olsun. Layıkıyla ifa edenlerden oluruz inşallah.

*Þiir Epigraf: Ümit Yaşar Oğuzcan-Ben bir eylül sen haziran

*Kardeş Türküler & Neşet Ertaş: Bahçe Duvarından Aştım:) valla billa aştım!


(6) YORUMLAR ( Yorum Ekle )

Gönderen: ceylan çiler yüce
oturdum evimden insanların ibirlerini izlıyorum - evet elıfcım..uzun zaman oldu yazısmayalı....dünyayı,fakırlıkleri,kirlilikleri..rabiim bana gezdırerek gösterıyor adeta.ve sonra evıme gelıyorum bıde bakıyorum senın yazıların içimdekilere kalem olmus yazıyor sanki..harıka bır yazı yıne Allah razı olsun senden..kutup yıldızım..Kandılın mübarek olsun...senı sevıyorum
1 Haziran 2015, Pazartesi, 22:24



Gönderen: akrp10
hayırlı kandiller. - eline, emeğine, gönlüne sağlık..
1 Haziran 2015, Pazartesi, 18:04



Gönderen: melike-umut
Hayırlı Kandiller - Suretine aldanip insan dediklerimizin mahlukatliktan insanliga gecebildigi bir ihsanin ve salih in nasip olacagi bir kandil olsun...

Dua ile
1 Haziran 2015, Pazartesi, 14:27



Gönderen: saniye
yüreğinize sağlık - Akıcı bir insanlık dersi.....önce insan olduğumuzu unutmadan ve unutturmadan...

1 Haziran 2015, Pazartesi, 11:47



Gönderen: Ýlirya Seven
:) - 1-2-3=BOOMMM!!!!!!!!!!!!!
31 Mayıs 2015, Pazar, 19:08



Gönderen: Ahmet O.
Tebrikler - Bu güzel yazı için teşekkür ederim..
Faydalandım.
30 Mayıs 2015, Cumartesi, 23:00