4 Þubat 2015 Aslan Burcu Dolunay Etkileri; Kalbin Simyasý
  


4 Þubat 2015 Aslan Burcu Dolunay Etkileri; Kalbin Simyası


Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim 

-Ki bu en büyük kötülüktür size-

Yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla

Denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi

Gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar

Uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz.

Sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde

İnsanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke

Anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.

Ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan

Bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına

Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim

Koşaradım

Duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde

Þükrü Erbaş


4 Þubat 2015 tarihinde TSİ 01.08’ de Kova (Akıl) / Aslan (Kalp) aksında, Kalbin tam ortasında Aslan Burcunda 14° de bir dolunay cereyan edecektir.  Kalpteki lüzumundan fazla yüklerden kurtulmak için, yeni nasiplere yer açmak için, şöyle bir değerlendirme yapmak, bir nefes almak için olumlu bir zaman dilimine girdik. İnsan en büyük yükü kalbine alır, kalbin alamayacağı almam diyeceği bir yük yoktur neredeyse, taşır o hepsini taşır taşımasına da, yorulduğunu, kendine eziyet olduğunu pek anlamaz taşırken, ne vakit yük yerinden homurdanarak kımıldamaya başladı, sıkışır kalp önce, sonra teklemeye başlar ve son raddede kriz olur yük içinde infilak eder o vakit anlarız ki lüzumundan fazla imiş o yükü taşımak, o yüke değer vermek, o yükü benimseyip sahiplenmek, her yükün, kalbe alınan her bir şeyin belli bir vakti vardır,  her yükün ulaştığı ulaşacağı bir yer vardır, o vakit geldiğinde, menziline ulaştığında indirmeyi bilmeli.

Kalp insanın sahnesidir, tüm roller kalbinden çıkar, insan kalbinde olanı lisan eder, kalpte olan dile gelir, kalpte olan yansır yüzüne, Kalpte hissedilenle harekete geçer, dünya sahnesindeki rolümüzü kalbimize göre sergileriz. Kalp katılaşmışsa, kalp kirlenmişse, kalp mühürlenmiş, kalp sağırlaşmış, kalp göremez hale gelmiş ise dünya sahnemiz çölleşmeye başlar. İnsanın bu ömürde en çok dikkat edeceği, et parçası olmaktan çok ötede olan, kalbidir galiba.

“Sonra bunun arkasından yine kalbleriniz katılaştı, şimdi de taş gibi, ya da taştan da beter hale geldi. Çünkü taşlardan öylesi var ki; içinden nehirler kaynıyor, yine öylesi var ki, çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor, öylesi de var ki, Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor... Ve sizin neler yaptığınızdan Allah gafil değildir.”2/74

“Kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüphe ve tereddüd içinde midirler? Yoksa Allah ve Resulünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zalimler kendileridir!” 24/50

“Kalblerinde hastalık bulunanların :" Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder veya katından bir emir (iş) getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.”5/52

“Onlar, iman etmiş ve kalbleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalbler Allah'ın zikri ile yatışır.”13/28

“Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."26/89

Akıl ve Kalp ikisi kardeş olduğunda insan içindeki cenneti inşa eder, akıl düşünse de, kalptir her zaman son kararı veren uygulamaya geçen, ne sadece kalp kendi başına bir işe yarar ne de kalpten uzaklaşmış akıl insanı huzurlu kılar. Denge âlemde her şey denge içinde olduğu vakit şu yolculuk daha rahat geçer. Akıl soğuktur, kalp sıcak. ikisi birbirinden bağımsız değildir, savunma gerektiren hallerde, kendini ötelerini tehlikeyi atacak konularda, karşılaşmalarda, pişmanlık denilen kor alevden mamül elbisenin yakıcılığından korunmak için elbette akli yönü öne çıkacaktır ama kalpten bağımsız değildir, hayal melekeleri bir olayın evvelini, ortasını ve sonrasını en başta düşünen, hisseden, görebilen kalptir. Kalbimizden uzaklaştıkça aklımızın işletim sitemi bozulmaya başlar, çeşitli virüsler bulaşır, mekanikleşmeye başlarız, duygusuz, hissiz, kuru, soğuk, mimiksiz, robotlaşmış, yaptığı işi sadece yapması zorunlu olan görev bilen, kurumuş bir saat gibi her alarm sesinde programlandığı şeyi yapan, ruhsal sıkıntılarla cebelleşen, nereden ortaya çıktığını anlamadığımız iç sıkıntılarla boğuşan, çevremizde aranan değil, kaçınılan biri haline gelen, tercih değil, zorunlu olarak yalnız kalan, hiçbir şeyden tat almayan, hani şu yaşam denilen film bitse de artık gitsek diye yol gözleyen biri haline geliriz. Ne kendimize bir fayda ne de yaşadığımız şuandaki zaman diliminde olanlara katacağımız bir fayda.

Kalp ve Aklın simyasında, hisseden kalptir, sevmek ve acı çekmek vardır karışımında, bunların açılımını ve dönüşümünü akıl yapar, akıl karar verir, sevmenin karşıtı, nefret etmektir hani ve bu duyguyu üreten akıldır kalp değildir, akıl öç almak ister, akıl cezalandırmak ister, saf haldeki kalp ise, tutkunun, hırsların, kibirin,  tutuklayan gücünden uzakta, olan her şeyde iyi/kötü her ne olmuş ise, onu olduğu gibi kabul eder ve yolculuğuna devam eder.

Aslan burcunun olduğu yer kalbimizin simya alanıdır ki özü Aslan olanlar için şu yolculuklarında en çok sınandıkları şey aklın fazla gelip kalbe galip çıktığında, zamanla kibire, hırslara, kazanma delisi olmaya, yönetmeye, diktatörlük etmeye, pohpohlanmadan iş yapmamaya, olayları dramatize etmeye meyillerinin artması, alaycı bir ifadeye sahip olmaları, kendilerine köleler yaratmaya başlamaları vb. kalplerinin dönüşümünde onları ne kadar da çok zorlar öyle. Bir yanda sıcacık tüm dünyaya yetecek kadar içlerinde sevgi barındıran kalp, diğer yanda o sevgiyi salt kendine yönlendirip içinden kendini kül etmeler, ikisi arasında gidip gelmeler. Velhasıl tüm hikâyemiz akıl ve kalp arasındaki ilişkiden yazılıyor.

On iki bölümlü yaşam kitabımızın, kalbimize, gönül dünyamıza, üretkenliğimize, hayatın sanatsal, eğlenceli, dinlenmeye ayrılan zamanlarına işaret eden, insandaki yeteneklerin odası olan, iki kalbin birleşip, beraber dünyaya getirdikleri çocukları kapsayan, moralimizi nasıl beslediğimizi, sıkıntılı hallerden kendimize nasıl çıkış yolları bulduğumuzu, şu kalbi nelerle beslediğimizi ve bizdeki o kalp ile kimlere nasıl ne şekilde yakınlaştığımızı, içimizdeki sevgiyi nasıl ne şekilde everdiğimizi gösteren 5.Ev alanının sahibi Aslan temalarıyla örülmüş bir dolunay içindeyiz.

11.ev yani aslanın karşıt aksı tamamlayıcısı denge tarafı olan Kova Burcu, Aslan’ın yöneticisi olan Güneş’i ağırlıyor hanesinde, karşıdan kendimizi görmek, öz eleştiri getirmek, Ay, o Aslan yönlerimize, kendimizde hata kabul etmeyen yönlerimize ışık tutuyor. Ne büyük özgürlük ne büyük rahatlıktır, insanın kendinde olan eksi yönlerini, hani kılkuyruk taraflarını görmesi, anlaması, kabul etmesi ve zararından dönmesi (kendime dedim valla billa), kalbine yük olan gereksiz eleştirilerden, karışmalardan, ona buna kusur bulmalarından, dünyayı değiştirmeye kendi hayalindeki ütopya için, fikirsel çatışmalara girmesi Allah’ım nasıl da bir yük öyle kalbe, beyine,  ah !nasıl da. Bu dolunayın temeli, kaynağı bu olsa gerek, kim ne yaparsa kendine yapar, kim ne yaparsa yapsın, eğri/doğru kimseyi düzeltmeye kalkışma, kendini düzelt, düzelttinse kendini koru, kendin gibilerle kur meclisini, karşıt fikirli olan, yaşam tarzı sana göre olmayan, kalpten kalbe farkı çok olanlarımızla da gerektiği kadar alış-veriş sonrasında tartışmalara girmeden kabullenerek yoluna devam et. Kalp ve akıl arasındaki dengeyi böylece kurma zamanımız sanırım.

Balık burcunda seyreden Þiron, Venüs’ü sol koluna, Mars’ı sağ koluna takmış, Oğlakta seyreden Pluto ile 60 lık kolay akış açısı kurmuş ve Dolunay’ın ana unsuru olan Ay ile Yod açı kalıbını oluşturmuş. İlahi olan muradullahın tecellisi olan, yaşamımızda ilginç şeyler yaşıyor olabiliriz bu dönem, olmaz denilenin olduğu, ümit kesilenin yeniden yeşerdiği, gidenin geldiği, gitmez denilenin gittiği, hayatımızda yaşadığımız dünyada, her türlü figürleriyle, öyle ilahi olaylar tecelli ediyor ki, bu dolunay bunu daha da artırıyor olmalı şu dönem. Yod kalıbı şifa için çalışıyor, bak gözlemlemeye başla, sıkıldığın, bunaldığın, cevabını bulamadığın, içine içine öğünüp duran işin içinden bir türlü çıkamadığın sorunlar adına, vesilesi, bahanesi hayatının içine dâhil oluvermiş, zorluktaki kolaylıklar gözle görülür hale gelivermiş.

Bu etkiyi 3-4-5 Þubat’ta net göreceksindir, 14 lü dereceler dâhilinde kişisel yıldızlara sahip olanlar, sonra öz Balık-Oğlak-Aslan’lar felek size mesai yapıyor yine anlaşılan. (Güneş’im 14 Derece Balık-Þiron üstü )

Gökyüzü tablosuna bakmaya devam edelim, Mars yönümüzle, ne için savaş veriyoruz, Venüs yönümüzle dünya ile ilişkimiz konfor anlamında nasıl, sevgiye dayalı, ikili özel ilişkilerimizde kim daha çok fedakâr kim daha çok talepkar, içimize yara olanlar neler, nedir komplekslerimiz ve başlangıcı ne idi o ilk aldığımız yaranın, nasıl dönüştük, ne yaptık da kendi kendimizi iyileştirdik, ya da ne yapmalıyız ki koptuğumuz yara aldığımız yerden yeniden başlayalım hayata,  aslan ay ile kalbimize dönüş yapmak, batan dikeni çıkarmak, yarayı güzelce pansuman yapıp sarmak, bir dönemi kapatıp sevgiyle, yendi bir döneme başlayacağız sanırım. Bu dolunay bunları getiriyor olmalı bazılarımızın şuurlarına, vakit kaybetmeden, o turuncu gemi limandan kalkmadan, iyileşmek için yetişmeli binmeli…

Global olarak, aynen bildiğiniz gibi, bundan sonrasında uzunca bir süre ne bekleyebiliriz ki, müneccimlik etmek abes kaçar : ) yangını, seli, terörü, grevleri, cinayetleri,  soğuk-sıcak savaşları, kapitalizmi, kültür erozyonu, uçağı düşmesi, treni kazası, depremi, mezhep savaşları, Ortadoğu can pazarı, Amerika’sı kasırgası, Afrika’sı sömürgesi, ebola virüsü, açlığı, ihtiyacı, başkanlık sistemi, değişen Türkiye adı, muhalefeti, kaseti, skandalı, ihalesi, rantı, elektrik kaçağı, petrolü, yeni madenler, yeni icatlar, gözlerin çevrildiği gökyüzü, Mars'ı-Venüs’ü kolonisi, turizmi, seyahati, suikastı, gazetecisi, yazarı ortadan kayboluşu, pazarlığı, miti, Merkel’i, rockefeller’i, lobileri, fobileri. İltimaslar, sınavlar, kanunlar, menfaatsal çatışmalar, kumpaslar, ayıpları örtmede gece gibi ol lafının gündüz gibi ayıpları aydınlatmalar, valla çirkin bi hal aldık tüm dünya halkı olarak, ama güzel şeyler de var, güzel şeyler OLSUN DİYE beklemeyenler var, bizzat o güzel şeylerin içinde olanlar da var. E bu da denge değil mi?  Benim Hakk’tan özge bildiğim mi var?

Not: Buğra;- “Aşkım bu kadar yeter” dedi, e bu kadar yeter. Kalbimin can sahnesine döneyim artık.


Sevgimle Kalın e’mi

Elif Hece Öztürk

2 Þubat 2015- Ankara Dinlenme Tesisleri

 astrolojistik@gmail.com

Kalbim,

Neden hep olmazlarda

Neden hep çıkmaz sokaklarda

 

Kalbim kalbim kalbim

Dayanmak artık kolay değil

Bırakacak gibisin yarı yolda kalbim

 

Sevdin olmadı

Bir dünya istedin kardeşçe, olamadı

 

Kalbim kalbim kalbim

Dayanmak artık kolay değil

Bırakacak gibisin yarı yolda kalbim...(Fikret Kızılok)

 



(3) YORUMLAR ( Yorum Ekle )

Gönderen: selin
Aslan Dolunayı - Ahh.. Kalbimin sızısına derman olsa aklım..
yalnız, yazdıkların inşaAllah ferman olur..
Sen ki; o kalbinden dile gelen yazıya dökülen kelimelerinle, farkındalığımı artıran şems misali..
4 Şubat 2015, Çarşamba, 14:42



Gönderen: akrp10
sa - ne kadar güzel bir yazı ...eline gönlüne sağlık...
2 Şubat 2015, Pazartesi, 21:05



Gönderen: Ýlirya Seven
Assstttrolociğim:) - Başkalarını bilmem ama ben tamda senin dediğin gibi senin, dediğin yerde, senin dediğin halde, senin dediğin ne varsa bu yazıda öyleyim... sürprizmi hayırrr:))yalnız çoookkk sıkıldım kendimden çokkk nasıl vasat nasıl kötüymüşüm böyleeee ıyyyy (kendime diyyyoommm)öpeyim ruhundan, sonra asil bir edayla BİNNN TEMENNAAA kalemine, gönlüne binlerce...
2 Şubat 2015, Pazartesi, 19:08